tutmak

tutmak
"1. /ı/ to hold; to take hold of; to grip; to grab. 2. /ı/ to hold back; to restrain. 3. /ı/ to hunt: kuş tutmak to hunt birds. 4. /ı/ to nab; to arrest (someone). 5. /ı/ mil. to capture, occupy (a position). 6. /ı/ to grasp, understand (that something is happening). 7. /ı/ to reach, come to, arrive at (a place); to make it to (a place). 8. /ı/ to detain (someone); to hold (someone) up. 9. /ı/ to look after, watch over (someone). 10. /ı, da/ to keep (someone, something) in (a place); to maintain (something) (at a certain level). 11. /ı/ (for something) to take up (so much space). 12. /ı/ (for writing) to cover (a place). 13. /ı/ (for fog, etc.) to cover, envelop (a place). 14. /ı/ (for a sound) to fill (a place). 15. /ı/ to reserve (a place). 16. /ı/ (for snow) to stick to; (for ice) to form in: Sokaklar buz tuttu. The streets have gotten icy. 17. /ı/ (for cloth) to show (a stain, dust, etc.). 18. /ı/ to patrol; to mount guard over or guard (a place); to man. 19. /ı/ to back, support. 20. /ı/ to approve of, like. 21. (for something) to be accepted, win general approval. 22. /ı/ to keep (one´s promise, one´s word). 23. /ı/ (for one thing) to accord with, be consistent with, jibe with, agree with. 24. /ı/ to rent, Brit. hire. 25. /ı/ to hire, take on, employ. 26. /ı/ to take up, embark on (a job). 27. /ı/ to have (a steady job). 28. /ı/ (for a man) to be married to. 29. /ı/ (for something) to make (someone) feel sick at his stomach; to give (someone) a headache. 30. (for someone´s curse) to be realized, come true, come to pass. 31. /ı/ to be seized with (the hiccups, fit of coughing, etc.): O sırada onu öyle bir gülme krizi tuttu ki odadan çıkmak zorunda kaldı. At that point she got the giggles so bad that she had to leave the room. 32. (for a pain, cough, etc.) to begin again; (for a condition) to crop up again: Of, gene sancım tuttu. Ouf! My pain´s started up again. Remzi´nin inatçılığı tuttu. Remzi´s stubborn streak is showing again. Pakize´nin babaları tutmuş galiba. Pakize appears to be having a nervous seizure. 33. (for someone) to get (malaria): Dursun´u sıtma tutmuş. I hear Dursun´s got malaria. 34. /ı/ to do (something) (in a certain way): Bu işi hızlı tutalım. Let´s get this job done quickly./Let´s do this job quickly. 35. /ı/ to make (something) (in a certain way): Bu binayı mümkün olduğu kadar geniş tutmak istiyoruz. We want to make this building as wide as possible. 36. /ı/ (for something) to total, come to a total of, come to, amount to, add up to. 37. /ı/ (for a place) to be open to, be exposed to, be unprotected from (the wind). 38. /ı/ to keep (something) (in a certain state): Odanı temiz tut! Keep your room clean! Başını dik tut! Hold your head up straight! 39. /ı, a/ to throw (something) at; to fire (something) at; to shower (something) upon: Şehri topa tuttular. They mounted an artillery assault on the city. Gelini hediye yağmuruna tuttular. They showered the bride with gifts. 40. /ı, a/ to add (a sum) to (an amount owed). 41. /ı, a/ to hold (something) over, close to, near, or up to: O diayı ışığa tut. Hold that slide to the light. 42. /ı/ to gain (weight), put on (weight): Bu et tutmamış davarı satalım. Let´s sell these skinny cows. 43. /ı/ to use (a razor); to wear (a yashmak). 44. /ı/ (for milk) to form (cream): Süt kaymak tuttu. The milk´s creamed. 45. /ı/ (for an amount of time) to pass (while going from one place to another): İzmir´le Bodrum arası altı saat tutar. It takes six hours to drive from İzmir to Bodrum. 46. to take it into one´s head to, decide suddenly to, up and (do something): Şimdi de Ankara´ya gideceği tuttu. Now he´s taken it into his head to go to Ankara. Sonunda tuttu bütün malını mülkünü Şebnem´in üstüne yaptı. In the end he upped and made everything he owned over to Şebnem. Arada sırada tutar bizi balık yemeye götürür. Every once in a while he´ll up and take us out to eat fish. 47. /ı, a/ to serve, offer (a guest) (something to eat or drink): Şennur, kuzum, misafirimize şeker

Saja Türkçe - İngilizce Sözlük. 2010.

Look at other dictionaries:

  • tutmak — i, ar 1) Elde bulundurmak, ele almak Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu. Ö. Seyfettin 2) Ele geçirmek, yakalamak Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı. Ö. Seyfettin 3) Avlamak Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • tutmak — 376, 399, 421, 428, 452, 504; I I, 12, 24, 28. 33, 68, 74, 97, 118, 172, 289, 291, 292, 296; 12 …   Divan-i Luqat-i it-Türk Dizini

  • ...-i tutmak — bir işi yapacağı ve göreceği o zamana rastlamak Geleceği tutmak. Gideceği tutmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ık tutmak — hıçkırık tutmak, hık tutmak I, 37 …   Divan-i Luqat-i it-Türk Dizini

  • bedel tutmak — esk. kendi yerine askerlik yapması için birini para ile tutmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • cihanı tutmak — her tarafa yayılmak, dünyayı tutmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • çetele çekmek (veya tutmak) — hesap tutmak amacı ile bir yere çizgiler çizmek …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • dümtek tutmak — tempo tutmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ipotek altında tutmak — 1) tutuda tutmak 2) baskı altına almak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • matem tutmak — yas tutmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • tempo tutmak — el çırparak veya el ve ayaklarını bir yere vurarak bir müziğe eşlik etmek, vuruş tutmak Sonra kafasındaki bir şarkıya parmaklarıyla candan tempo tutmaya başladı. S. F. Abasıyanık …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”